TCK Madde 203 Kapsamında Mühür Bozma (Mühür Fekki) Suçu ve Hukuki Boyutu
Hukuk dilinde “mühür fekki” olarak da isimlendirilen mühür bozma suçu, yalnızca ‘kasten’ işlenebilen fiillerden olup, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 203. maddesi uyarınca “kamu güvenine karşı suçlar” kategorisi altında hüküm altına alınmıştır. Bu suç tipi; yetkili resmi makamlarca bir nesnenin olduğu gibi korunması, güvence altına alınması veya mevcudiyetinin muhafaza edilmesi amacıyla tatbik edilen mührün sökülerek kaldırılması yahut mührün takılma amacına ters düşecek eylemlerde bulunulması suretiyle vücut bulur.
Mühür bozma eylemi, adli pratiklerde en sık karşılaşılan hukuka aykırı fiillerin başında gelmektedir. Failin mührü bozarken hangi saikle veya hangi amaçla hareket ettiğinin hukuken bir ehemmiyeti yoktur; suçun oluşabilmesi için fiilin “genel kast” ile icra edilmiş olması yeterli kabul edilmektedir.
Mühür Bozma Suçunda Yetkili Makamın veya Kanunun Emrine Aykırılık Unsuru
Mühür fekki (bozma) suçunun yasal olarak vücut bulabilmesi için, söz konusu mühürleme işleminin mutlaka kanuni bir dayanakla veya yetkili bir resmi makamın emri doğrultusunda gerçekleştirilmiş olması şarttır. Mühürleme salahiyeti; valilikler, kaymakamlıklar, belediyeler, Sağlık Bakanlığı, ilçe ve tarım müdürlükleri gibi çeşitli kamu idareleri tarafından doğrudan yasalara dayanılarak icra edilen kamusal bir yetkidir.
Şayet mühürleme yetkisini haiz olmayan bir kurum mühürleme yapmışsa veya kanunlarda o konuya dair hiçbir mühürleme yetkisi tanımlanmadığı halde fiilen bir mühür takılmışsa, bu mührün koparılması veya sökülmesi eylemi “mühür fekki” suçunu oluşturmaz. Bunu somut bir örnekle açıklamak gerekirse: Bir belediyenin imar müdürlüğü biriminin, görev alanı dışında kalarak bir yemek firmasının üretim tesisini mühürlemesi usule ve kanuni yetkiye aykırı olduğundan, yapılan bu idari işlem baştan itibaren hükümsüzdür (yok hükmündedir). Dolayısıyla, usulsüz takılan bu mührün firma yetkililerince kaldırılması veya koparılması halinde mühür bozma suçu teşekkül etmez. Özetle; kanuni mesnedi bulunmayan ve yetkisiz mercilerce tesis edilen mühürleme işlemleri suç yaratmayacağından, bu mührü bozan şahıs da mühür bozma suçunun yaptırımlarıyla cezalandırılamaz.
Mühür Bozma (Fekki) Suçu Hangi Şekillerde İşlenir?
Mühür bozma suçu, temel olarak iki ayrı hareket tarzıyla ve kasten işlenebilen bir suç modelidir:
- Mührün Fiziken Kaldırılması: Kanunun emrettiği kurallar veya yetkili mercilerin talimatı doğrultusunda konulmuş olan mührün yerinden çıkarılmasıyla mühür fekki suçu oluşur. Bu kaldırma eyleminin; mührün sökülmesi, parçalanması, bozulması, koparılması, yırtılması veya yakılması gibi hangi fiziksel yöntemle gerçekleştirildiğinin suçun oluşumu açısından hiçbir önemi yoktur.
- Mührün Takılma Amacına (Gayesine) Aykırı Kullanım: Ortada mührün fiziken koparılması veya sökülmesi gibi bir durum olmamasına rağmen, mührün o alana konulma mantığına ve gerekçesine aykırı davranışlar sergilenmesi de bu suçu oluşturur. Örneğin; ruhsatsız bir inşaat projesi yetkili mercilerce mühürlendikten sonra, inşaat müteahhidi o mührü fiziken hiç bozmadan (mühre dokunmadan) inşaat faaliyetlerini sürdürürse mühür bozma suçu yine de işlenmiş sayılır. Zira buradaki mühürleme işleminin asli gayesi, o alandaki hukuka aykırı inşaat sürecini durdurmaktır. Mührün konuluş amacını hiçe sayarak inşaata devam eden müteahhit, doğrudan mühür fekki suçunun yaptırımlarına maruz kalır.
TCK Madde 203 Uyarınca Mühür Bozma Suçunun Cezası
Türk Ceza Kanunu’nun 203. maddesine göre mühür bozma (fekki) suçunu işleyen failler hakkında 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası hükmolunur. Kanun metninden de anlaşılacağı üzere, mahkeme fail hakkında ya adli para cezasına ya da hapis cezasına hükmedecektir; her iki yaptırımın aynı anda (birlikte) verilmesi hukuken olanaksızdır.
Eğer yargılamayı yapan mahkeme mühür fekki suçunun cezasını “hapis cezası” olarak belirlemeyi tercih etmişse, verilen bu hapis cezası sonradan adli para cezasına dönüştürülemez. Lakin, hükmedilen bu hapis cezası için şartları oluştuğu takdirde “cezanın ertelenmesi” veya “hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB)” kararlarının verilmesi mümkündür. Ayrıca önemle belirtmek gerekir ki; mühür bozma suçu bağlamında Türk Ceza Kanunu’nda herhangi bir “etkin pişmanlık” ceza indirimi düzenlemesi bulunmamaktadır.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, Erteleme ve Adli Para Cezası Uygulamaları
Adli Para Cezası: İşlenen bir suça yaptırım olarak tek başına yahut hapis cezasıyla beraber tatbik edilebilen bir ceza türüdür. Ancak yukarıda da değinildiği üzere, mühür bozma suçunda mahkemece başlangıçta hapis cezası seçilmişse, bu cezanın sonradan adli para cezasına çevrilmesi yasal olarak mümkün değildir.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB): Mahkeme tarafından sanık hakkında tayin edilen cezanın, yasayla belirlenen denetim süresi zarfında hukuki bir sonuç doğurmaması; bu denetim süresi kurallara uygun biçimde tamamlandığında ise verilen ceza kararının hiçbir sonuç yaratmayacak şekilde ortadan kalkarak ceza davasının düşmesini sağlayan özel bir ceza muhakemesi müessesesidir. Mühür fekki fiilinden dolayı verilen hapis cezalarında HAGB kararı uygulanabilmektedir.
Cezanın Ertelenmesi: Yargı mercii tarafından hükmolunan hapis cezasının, fail tarafından ceza infaz kurumunda (cezaevinde) çekilmesinden belirli şartlar altında vazgeçilmesidir. Mühür bozma suçundan dolayı verilen hapis cezalarının mahkemece ertelenmesi hukuken mümkündür.
Uzlaşma, Şikayet Süresi ve Dava Zamanaşımı
Uzlaşma Kurumu: Suç isnadıyla yargılanan fail ile eylemin mağduru olan kişinin, tarafsız bir uzlaştırmacı vasıtasıyla bir araya gelerek uyuşmazlığı anlaşmayla çözmesidir. Ancak mühür bozma suçu, yapısı gereği uzlaşma hükümleri kapsamına giren suç tiplerinden biri değildir.
Şikayet Süresi ve Zamanaşımı: Mühür fekki suçu, “şikayete tabi suçlar” listesinde yer almaz. Bu sebeple Cumhuriyet savcılığı tarafından resen (kendiliğinden) soruşturma başlatılır ve suça dair herhangi bir hak düşürücü şikayet süresi bulunmaz. Müştekinin şikayetten vazgeçmesi, açılan ceza davasının düşmesini sağlamaz. Suç, yasadaki dava zamanaşımı süreleri aşılmamak koşuluyla her zaman diliminde soruşturulabilir. Dava zamanaşımı; fiilin işlendiği tarihten itibaren yasada belirtilen süre geçmesine karşın davanın açılmaması veya açılan davanın yasal süre içinde bitirilememesi halinde ceza davasının düşmesine yol açan hukuki bir kavramdır. Mühür bozma (fekki) suçuna ilişkin yargılamalarda uygulanan olağan dava zamanaşımı süresi tam 8 yıldır. Bu 8 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde fiil her zaman soruşturmaya konu edilebilir; fakat bu süre dolduktan sonra fail hakkında soruşturma yürütülemez.
Görevli Mahkeme ve Yargılama Usulü
Mühür bozma suçu dosyalarında “seri muhakeme usulü” kuralları işletilebilir. Şayet seri muhakeme usulü tatbik edilmeden doğrudan kovuşturma safhasına geçilmişse, bu durumda ceza muhakemesinin genel hükümleri uyarınca olağan yargılama usulleri uygulanacaktır.
Mühür bozma fiillerinden kaynaklanan davalara bakmakla görevli olan mahkeme, Asliye Ceza Mahkemesi’dir.
Mühür Bozma (Fekki) Suçuna Dair Emsal Yargıtay Kararları
Mühür Bozma Suçunun Yapısal Unsurları Üzerine Yasa koyucu, 5237 sayılı TCK’nın sistematiğini kurgularken “Mühür Bozma” eylemini “Devlet otoritesine karşı işlenen suçlar” başlığı altında değil, doğrudan “Kamu güvenine karşı işlenen suçlar” bölümünde tanzim etmiştir. Nitekim yasal mevzuat çerçevesinde tatbik edilen bir mührün koparılmasının doğrudan doğruya toplumdaki kamu güvenini zedeleyeceği aşikârdır. İlgili maddenin yasal gerekçesinde de açıklandığı üzere; bu hüküm, bir eşyanın saklanmasını veya fiziki varlığının mevcut haliyle korunmasını temin etmek gayesiyle kanunun yahut yetkili mercilerin talimatlarına uyularak takılmış mührün bozulmasını veya konuluş amacına aykırı davranılmasını cezai yaptırıma bağlamaktadır. Mühürleme işleminin yegane felsefesi, o anki fiili durumun aynen muhafaza edilmesini sağlamaktır. Tatbik edilecek mühür, ya kanunun verdiği bir yetkiyle ya da buna yetkili kılınmış resmi makamın emriyle konulmalıdır. Lakin, o yetkili makama bu mühürleme emrini verme salahiyetinin de bizzat kanun tarafından verilmiş olması şarttır. Mühür koyma mecburiyeti doğrudan kanun maddesinden kaynaklanıyor olsa bile, bu mühürleme işleminin sadece buna yasal olarak yetkili kılınan görevlilerce yapılması gerekir. Bu suç tipi, mührün fiziken kaldırılması yahut mührün takılma amacına aykırı faaliyetlerde bulunulmasıyla tekemmül eder. Yasadaki bu seçimlik hareketlerden sadece bir tanesinin dahi gerçekleştirilmesi suçun oluşumu için yeterli görüldüğünden, fiil neticesinde ayrıca somut bir tehlikenin yahut zararın meydana gelmesi aranmaz. Madde metnindeki ilk seçimlik hareket; yetkili makamın veya yasanın emriyle takılan mührün sökülüp kaldırılmasıdır. Bu kaldırma fiili; mührün konulduğu nesne üzerinden koparılması, sökülmesi veya formunun bozulması suretiyle icra edilebilir. Suçun oluşumuna imkan veren ikinci seçimlik hareket ise mührün konuluş gayesine aykırı hareket edilmesidir. Bu ikinci ihtimalde, suçun oluşabilmesi için takılan mührün fiziki olarak sökülmesi veya kaldırılması zorunlu değildir. Söz gelimi, bir ticari faaliyetin durdurulması amacıyla mühür konulmuşsa, şahıs o mührü hiç sökmeden faaliyetlerine devam ettiğinde dahi bu suç oluşmuş sayılır. Mühür bozma fiili yalnızca kasten işlenebilen bir suçtur; burada genel kastın mevcudiyeti yeterlidir, failin saikinin ne olduğu mühim değildir. Failin; o mührün yetkili bir merci tarafından tatbik edildiğini, amacının o nesnenin varlığını korumak veya sürdürmek olduğunu, sergilediği hareketin o mührü kaldırmaya veya konuluş gayesini ihlal etmeye yönelik olduğunu bilerek ve isteyerek hareket etmesi kast için yeterlidir. Ayrıca, mühür bozma suçunda kast unsurunun varlığından bahsedebilmek için sanığın elektriğinin kesildiğinden veya mühürleme yapıldığından haberdar olması kafi olup, mühürleme tutanağının sanığa resmen tebliğ edilmesine dair hiçbir yasal zorunluluk bulunmamaktadır. Bu detaylar ışığında uyuşmazlığa konu olay irdelendiğinde; sanığın birikmiş borçlarını ödememesi sebebiyle işlettiği dükkanda kullandığı elektrik 18.10.2011 tarihinde katılan şirket yetkililerince kesilmiş ve elektrik sayacına mühür vurulmuştur. Ancak 22.10.2011 tarihinde iş yerinde yapılan denetimde, borç yüzünden kesilen bu elektriğin faal olarak kullanıldığı saptanmıştır. Sanık, mahkemedeki tüm aşamalarda; işlerini yetiştirmek zorunda olduğu için karanlıkta kalmamak adına mührü bozup elektriği kaçak kullandığını itiraf etmiş ve kesilen enerjinin daha sonra da kullanıldığı tespit edilmiştir. Sanığın, elektriğinin şirket personellerince kesildiğini ve elektrik sayacının mühürlendiğini açıkça bildiği, mühürleme işleminden haberdar olmasına rağmen mührün konuluş amacını hiçe sayarak kesik elektriği açıp kullanmaya devam ettiği, hukuken mühürleme tutanağının tebliğinin de zorunlu olmadığı hususları hep birlikte gözetildiğinde; üzerine atılı suçun tüm yasal unsurlarıyla birlikte oluştuğunun kabulü zorunludur (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – Esas : 2017/210 Karar : 2018/691).
Özelleştirilen Elektrik Hizmetleri Kapsamında Mühür Bozma Suçunun Oluşmaması 5237 sayılı TCK’nın “Kamu güvenine karşı suçlar” kısmında yer alan “mühür bozma” fiilinin hukuki konusu; yetkili makamların veya doğrudan kanunun emri doğrultusunda, bir nesnenin olduğu haliyle muhafaza edilmesi yahut üzerinde oynama yapılmasını engellemek amacıyla takılan mühürdür. Bu suç tipiyle korunmak istenen hukuki değer; kamu idaresinin ve doğal olarak devlet aygıtının otoritesidir. Yasaların verdiği salahiyete dayanılarak ve tamamen usulüne uygun biçimde yetkili devlet makamlarınca vurulan mührün sökülmesi veya konuluş amacına ters hareket edilmesi eylemiyle mühür bozma suçu doğar. Geçmiş yıllarda Devlet, doğalgaz ve elektrik gibi enerjilerin satış ve dağıtım işlemlerini doğrudan Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) ve bu kurumlara bağlı ortaklıklar vasıtasıyla yürütmekteyken; sonradan başlatılan özelleştirme programları kapsamında bu hizmetler, perakende satış ve dağıtım lisansına sahip özel hukuk tüzel kişisi olan şirketlere devredilmiştir. Satış ve dağıtımın bizzat Kamu İktisadi Teşebbüsleri eliyle yapıldığı o eski dönemlerde ve özelleştirme sürecinin sürdüğü yıllarda, kaçak veya usulsüz elektrik kullanımlarının tespiti üzerine usulüne uygun yapılan mühürleme işlemlerine aykırı eylemlerin TCK 203. madde kapsamındaki suçu oluşturduğu şüphesizdir. Lakin, bu hizmetlerin özelleştirme sonucunda lisans sahibi özel şirketlere geçmesinin ardından, bu özel şirket elemanlarınca tatbik edilen mühürleme işlemlerinin ve bu mühürlerin bozulmasının ceza hukuku penceresinden yeniden değerlendirilmesi zorunludur. 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un, 27.4.1995 tarihli ve 4105 sayılı Yasa ile değiştirilen (a) bendi şu şekildedir: “Bu Kanun hükümleri gereğince özelleştirme programına alınan kuruluşlar özel hukuk hükümlerine tabi olup, bunlar hakkında varsa kendi kuruluş kanunları ile diğer kanunlarda yer alan bu Kanuna aykırı hükümler ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanmaz.” Öte yandan 5237 sayılı TCK’nın “Tanımlar” başlıklı madde gerekçesinde açıkça; “kamusal faaliyet, Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir… Buna karşılık, kamusal bir faaliyetin yürütülmesinin ihaleye dayalı olarak özel hukuk kişilerince üstlenilmesi durumunda, bu kişilerin kamu görevlisi sayılmayacağı” vurgulanmıştır. Mühür fekki suçunun “fiil” unsuru bağlamında hukuka aykırılığın teşekkül etmesi için, işlemi yapanın mühürleme yetkisinin mutlaka kanuni bir dayanağının bulunması elzemdir. Ne az evvel zikredilen 4046 sayılı Kanun’da, ne 20.2.2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda, ne 14.3.2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda, ne de başkaca bir özel Yasada; özelleştirme işlemleri sonrasında özel şirketlere resmi mühürleme yetkisi verildiğine ve bu şirketlerin mühürlerine aykırı davranan vatandaşlar hakkında TCK hükümlerinin işletileceğine dair tek bir kanuni hükme yer verilmemiştir. Açıkladığımız bu nedenlerle, yasal dayanağı olmayan bir işleme istinaden verilen mühür bozma suçu mahkumiyet hükmü kesinlikle bozulmalıdır (Yargıtay 11. Ceza Dairesi – Karar: 2015/1026).
Sanık hakkında mühür bozma isnadıyla kurulan 23.06.2010 tarihli ve 2010/143E – 2010/387K sayılı mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz incelemesinde şu hususlar tespit edilmiştir: Mühür bozma fiilinin hukuka aykırılık unsurunun hayat bulabilmesi için mühürleme yetkisinin doğrudan kanuni bir dayanağının olması şarttır. Elektrik idaresinin tamamen özelleştirildiği bir dönemde, kayıt dışı elektrik tüketimini önlemek adına özel şirketçe tatbik edilen mühürleme işlemi hiçbir kamusal güvence ve otoriteye sahip değildir. Yürürlükteki ilgili yasalarda özel şirketlere resmi mühürleme salahiyeti tanındığına ve bu mühürleri bozanlar hakkında TCK’nın 203. maddesi yaptırımlarının tatbik edileceğine dair hiçbir kural bulunmamaktadır. Dolayısıyla özel hukuk tüzel kişilerinin, kanuna dayanan kamusal bir yetkiyi kullanma hakları yoktur. Özelleştirme sebebiyle, Anayasa ve Kanunlardan gücünü alan kamusal makamların mühürleme güvencesi hukuken sona ermiştir. Bu gerçekler ışığında, sanığın üzerine atılı “mühür bozma” suçunun yasal unsurlarının hiç oluşmadığı hususu gözetilmeyerek sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine hükmolunması hukuka açıkça aykırıdır (Yargıtay 13. Ceza Dairesi – Karar: 2017/9372).
Dosyaya yansıyan somut olayda adı geçen B… Elektrik Dağıtım A.Ş., söz konusu elektrik sayacına mühürleme işlemi tatbik etmeden önceki bir tarihte zaten özelleştirilmiştir. Olayın yaşandığı tarihte yürürlükte olan kanunlarda, özel hukuk tüzel kişilerine resmi mühürleme yetkisi tanıyan herhangi bir yasal hüküm bulunmamaktadır. Hiçbir özel hukuk tüzel kişisi, açık bir yasal dayanağı bulunmadan kamusal nitelik taşıyan bir yetkiyi gasp edip kullanamaz. Bu itibarla; sanık tarafından elektrik sayacındaki mühür sökülmüş olsa dahi, işlemi yapan özel şirketin kamusal mühürleme yetkisi bulunmadığından suçun unsurları oluşmamış olup sanığın derhal beraatine karar verilmesi elzemdir (Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2014/6928 karar).
Mühür Bozma Fiilini İşleme Kastının Tespiti İncelenen davada sanık; akşam iş çıkışı evine geldiğinde dairenin elektriğinin kesilmiş olduğunu gördüğünü, karanlıkta oturmamak amacıyla kendi elektrik sayacını açarak enerjiyi kullandığını, ancak yetkililerce kendisine hiçbir mühürleme tutanağının tebliğ edilmemesi sebebiyle mühür işleminden tamamen habersiz olduğunu savunmuştur. Lakin sanık, mühürlü elektrik sayacını bizzat açıp enerjiyi faal olarak kullandığını ikrar ettiğine göre, eyleminde mühür bozma fiilini işleme yönünde açık bir kast mevcuttur. Açıkladığımız bu sebeple sanığın eylemine uyan mühür fekki suçunun cezası ile cezalandırılması kanuni bir gerekliliktir (Yargıtay 21. Ceza Dairesi – Karar: 2015/5431).
Mühür Bozma Suçunda Zincirleme Suç Hükümlerinin Uygulanması Sanığın işletmekte olduğu işyerinin, ruhsatsız ticari faaliyet yürüttüğü gerekçesiyle idare tarafından birden fazla kez mühürlendiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Savcılık tarafından hazırlanan iddianamede sanığın yalnızca tek bir mühür bozma eylemine atıf yapıldığı halde; mahkemece sanığın farklı tarihlerde gerçekleştirdiği birden fazla mühür bozma fiili de yargılamaya dahil edilerek, sanığa TCK 43. madde (zincirleme suç) hükümleri tatbik edilmek suretiyle alt sınırdan uzaklaşılarak orantısız fazla ceza tayin edilmesi usul ve yasaya bütünüyle aykırıdır (Yargıtay 21. Ceza Dairesi – Karar: 2015/5109).
Cumhuriyet savcılığınca düzenlenen iddianame tarihine kadar olan süreçte işlenen birden fazla mühür fekki eylemi, hukuken tek bir suç bütünlüğü oluşturur. Lakin burada zincirleme suç müessesesi devreye girdiğinden, sanığa tayin edilecek temel cezada TCK 43. maddesi hükümleri gereğince mutlaka belli oranda bir artırım yapılması yasal bir mecburiyettir (Yargıtay 21. Ceza Dairesi – Karar: 2015/1204).




